Last Supper.jfif

Açlık

Ziyaretçi odaya girdiğinde özenle hazırlanmış, odanın bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan bir akşam yemeği masası ile karşılaşır. Masanın etrafında on üç sandalye, masada ise on üç tabak ve bardak bulunmaktadır. Tabakların içerisinde peçeteden yapılmış ve dünyada nesli tükenmiş hayvanların origamileri yemeğe davet edilenler için özenle hazırlanmıştır. Ziyaretçi masaya yaklaştığında yemek masasını süsleyen farklı türlerden rengarenk çiçek kompozisyonları görür ve çiçeklerin dokusunu anlamak ve çiçekleri koklamak ister ama onların gerçek olmadığını fark eder. Ziyaretçi eline bir bardak alır ve içmeye yeltenir. Dudakları bardakta kalan son birkaç damla su ile ıslanır. Yavaşça yerine koyar bardağı, dikkatlice bakmaya başlar masadaki her bir detaya. Tabakların yanına özenle konulmuş kaşıkları, çatallara dokundurur ve odada tiz bir çınlama sesi duyulur. Böyle bir akşam yemeği sofrasının boş olması içinde garip bir boşluk yaratmaya başlar. "Keşke birileri olsaydı" der içinden. Hoş, birileri olsa ne olacak ki? Bozulmayan peçete origamilerine bakar, her biri davetlisini titizlikle beklemektedir ve adeta bu zamana kadar sesi çıkmadan kendi ekosisteminde varlık süren bu hayvanların sessiz ve sabırlı bekleyişini yansıtır. Ziyaretçi her birini inceler, türünü anlamaya çalışır. Nesli tükenmiş olan bu hayvanların isimleri origamilerin üzerine işlenmiştir. Derin bir nefes alır ve peçeteleri bozmadan yeniden yerlerine koyar. Daha sonra sandalyelerin her birinin üzerinde bir not kağıdı olduğunu görür, not kağıtlarında davetlilerin isimleri vardır. Ziyaretçi, davetlilerin isimlerini sırasıyla okumaya başlar ve  her birinin farklı bir sosyal gruba sahip kişiler olduğunu fark eder. On üç sandalyeden bir tanesi çocuk sandalyesi olup katılanlar arasında bir çocuk olduğu anlar. Ayrıca yönetici, oyuncu, milyoner, beyaz yakalı, işçi, askeri lider, prenses, iklim aktivisti, sanatçı, din adamı, öğrenci ve bir ünlü bu akşam yemeğinin davetlileri arasındadır. Davetli ister işçi olsun ister patron, aynı tabak düzenine sahiptir. Ancak artık statülere masada yer yoktur. Tatlı kaşıkları bile masada kendi yerini bulmuştur ancak insan kendine yer bulamamıştır. Her şeyi tüketen toplumlar yaratan insan son akşam yemeğinin gerçek misafiri olabilir mi? Ziyaretçi de kendini bu masaya ait hissetmemeye başlar, zaten davetli de değildir. "O suyu içmek hataydı" diye düşünür. Koklamak için yeltendiği yapay çiçekler iyice yapay gelmeye başlar, akşam yemeği menüsü anlamsızlaşır. Anlamaya başladığı "bazı şeyler" örtük bir pişmanlığa dönüşür. Pişmanlığını öfkesi örtmektedir, açlığa neden olan şey kendisi midir? Bunu kabullenemez, kabul etmek de istemez. O anda ziyaretçi anlar ki, bu yemek dünyadaki son akşam yemeği, adeta dünyaya bir veda gecesidir.

"Her şeyi tüketen toplumlar yaratan insan son akşam yemeğinin gerçek misafiri olabilir mi?"

İllüstrasyon:  Edward Knippers & Tanja Butler

f3620fd19ee429ec7016b9972d519f73_edited.jpg

Ölmekte Olan Okyanus

Ziyaretçi bunun bir veda yemeği olduğunu anladıktan sonra orayı terk etmeden evvel masaya son kez bakar. Ardından, masadan uzaklaşıp diğer odaya doğru yöneldiğinde bir okyanus sesi duymaya başlar ve odanın girişinden mavi bir ışık hüzmesi gelmektedir. Odaya yaklaştıkça maviliği ve okyanus sesini daha da yoğun hissetmeye ve heyecanlanmaya başlar. Ziyaretçi bir anda kendini büyük bir okyanus dalgası içerisinde bulur, bir tsunami dalgası misali tüm tavan dalgalarla kaplanmıştır. Anaak bu dalga, ziyaretçinin aşina olduğu bir okyanus dalgası değildir; plastik şişeler, cerrahi maskeler, pipetler, tek kullanımlık bardaklar gibi envai çeşit atıkla tasarlanmış bir antroposen çağı dalgasıdır aslında. Kapakları kaybolmuş ve büzülmüş pet şişeler birbirine tutunmakta, balıkçı ağları ile hapsolmuş poşetler bir paraşüt misali tavanda salınmakta, minik çakıl taşları gibi her bir yana dağılmış sigara izmaritleri süzülmekte ve hiçbir deniz canlısına geçit vermeyecek yoğunlukta bir çöplüğe dönüşmektedir. Ziyaretçinin gördüğü mavilik ise gerçek dışıdır, yanıltıcı bir ışık oyunudur ve bu oyuna pet şişeleri bir suç ortağı misali sahip oldukları yapay mavilikleriyle ortak olur. Sudan değil çöplerden oluşmuş bu okyanus dalgası artık ölmektedir, ölmesine neden olan ziyaretçiyi, yani insanoğlunu da bu ölüme davet etmektedir.

"Ziyaretçinin gördüğü mavilik ise gerçek dışıdır, yanıltıcı bir ışık oyunudur ve bu oyuna pet şişeleri bir suç ortağı misali sahip oldukları yapay mavilikleriyle ortak olur. "

İllüstrasyon: Andrew Davidson

Old Books & Things___edited.jpg

Boğulmak

Ziyaretçi o anda kendini okyanusun ölümüne ramak kala hayata tutunmaya çalışan bir balık gibi hisseder. Tavanda yer alan dalgalar, ziyaretçi ilerledikçe alçalmaya başlar, salınan poşetler ziyaretçinin saçlarına değip hışırdar, bükülmüş pipetler yüzüne değmesin diye elleriyle itelemek zorunda kalır. Bir Starbucks bardağında kendi isminin yazılı olduğunu görür, güne başlarken vazgeçemediği kahvenin okyanusun sonu olabileceğini hiç düşünmemiştir. O anda, okyanusun sesi daha derinden gelmeye başlar ve tavandan zemine doğru bükülmeye başlayan dalgaların içerisinde oda daha da kararır. Ziyaretçi bir balık olsa böyle bir okyanusta boğulabileceği gerçeğiyle yüzleşir. Sanki biri kulağına şöyle fısıldar, “Okyanuslar da boğulur!”. Kendi zihninden bu sesi devam ettirmeye başlar, “Balıklar da, balıklar da...”


Kendini dalganın içerisinde kurtarmak için eğilmek zorunda kalır, kurtulmak adına kendini diğer odaya atmak için gayret eder. Kendini boğulmakta olan okyanustan kurtardığında yeni bir odaya geçmek üzere olduğunu fark eder. 

Ziyaretçi, odada arkasından gelen başka ziyaretçiler de olduğunu görür, hepsi kendini dalgalardan sıyırmaya ve diğer odaya atmaya çabalamaktadır. Telaşlı adımlarla gelen diğer ziyaretçiler üzerlerine değen atıklardan kurtulmakla birlikte rahat bir nefes alırlar. Ancak bu rahatlama anı çok uzun sürmeyecektir.
 

 “Okyanuslar da boğulur!”"

İllüstrasyon: Elena Ringo

fe2122e186d86dba28889a51d90d561b.jpg

Solunamayan Hava

Ziyaretçi, kendini gittikçe kalabalıklaşan dar bir koridorun başında buluverir. Koridor, girintilerden ve çıkıntılardan oluşmakta olup birden fazla ziyaretçinin girmesiyle daha dar ve kapalı bir hal almaya başlar. Mekanı saran karanlık, sarı ve loş ışıkla aydınlatılmaya çalışılsa da ilk bakışta ziyaretçi ne olduğunu anlayamadığı yüzeylerden oluşmaktadır. Yüzeylere dokunduğunda bunların havalandırma boruları olduğunu anlar. Elleriyle borulara dokunur ve boru ağızlarınının dairesel yapısını parmaklarıyla takip eder. Tüm yüzeyleri istila eden borular uzayıp kısalarak birbirinin içine geçmektedir. Tavana doğru bükülen havalandırma borular, birleşerek ve iç içe geçerek yaratmış olduğu koridora ziyaretçiyi hapsetmeye başlar, adeta kendine doğru çeker. Ziyaretçi boru yüzeylerine dokunduğunda eline gelen hava ile ürperir, koridorda ilerledikçe boruların yarattığı girintiler ve çıkıntılar ziyaretçileri bir sağa bir sola doğru hareket ettirmeye zorlar. Püskürtülen hava, ziyaretçinin bedenine her değdiğinde ürpertmeye devam eder. Koridorlaşan mekanda ilerledikçe havalandırma borularından çıkan hava değişiklik göstermeye başlar. Bir artar bir azalır. Kulağına boğuk bir hava gelen ziyaretçi kendi kendine sorar; “Bu kadar hava verilen bir yerde neden nefes almakta zorlanıyorum?” Koridorun darlığı ve loşluğu mevcut havayı daha da solunamaz hale getirmektedir. Ziyaretçi bir önceki odada düşündüğü balığı hatırlar, şimdi tıpkı balık gibi insan da solunamayan bir havaya mahkum edilmiştir. Sahip olduğu çoğunluk ve bitmeyen hırsı ile dünyaya nefes aldırmamaya devam eden insan en sonunda kendi ürettiği havalandırma boruları arasında almaya çalıştığı kesik nefeslerle ölümü mü hak etmektedir? Ziyaretçi, elleriyle boruların deliklerini kapatarak gelen havayı engellemeye ve koridorda bir sağa bir sola hareket etmeye devam eder. Boru ağızları, ziyaretçilerin aç kapa hareketleriyle ritmik ve boğuk bir sese dönüşür, bu ses sanki atmosferin insana bir haykırışı, yardım çağrısıdır.

"Ziyaretçi bir önceki odada düşündüğü balığı hatırlar, şimdi tıpkı balık gibi insan da solunamayan bir havaya mahkum edilmiştir."

İllüstrasyon: linhaiato

4ee4cf7773ad6c19f9b75c556952bcc5_edited.jpg

Isıl Ölüm

Ziyaretçi kendini düzgün bir nefes alma ve çıkışa varma arzusuyla diğer odaya atarken bulur. Ancak görür ki, henüz hiçbir şey bitmemiştir hatta belki de yeni başlıyordur. Nedir bu, ilahi bir cezalandırma mıdır? Aç kalma, boğulma, nefes alamama... Sırada ne olduğunu düşünürken odadaki sesler sayesinde bir anda idrak eder, yanma... Kulaklarında güçlü bir ses ilişir, çıtırtı sesleridir bunlar. Kulak verince anlar ki bu bir orman yangınıdır, ağaçlar yanmakta, hayvanlar bir ağızdan haykırmakta ve orman adeta bir cehennem haline bürünmektedir. Ziyaretçi kendini bir cehennemin içinde bulmuştur ve bedeninin de korkudan ısındığını hissetmeye başlar. Bu bir tür ilahi cezalandırma değil, belki de cehennemi tasvir eden Dante’nin ilahi komedyasıdır. Odaya göz attığında on üç farklı türde ağacın olduğunu görür, her biri cam fanusların içerisinde hapsedilmiş mücevherler misali odayı yeşil renkleriyle aydınlatmaktadır. Isıl ölümden sağ kurtulmayı başarmış on üç ağaç, ziyaretçi de şükür ve minnet hissi uyandırır. Dünyadaki sıcaklık artışları yüzünden her yıl kaybedilen binlerce ağacın kaderi bir cam fanusta mı son bulacaktır? Ateşin kendi gölgesi olmaması gibi ağaçlar da iz bırakmadan dünyaya veda mı edecektır? Ziyaretçi her bir ağacın önüne gelir, hayatında ilk defa bir ağacı bu kadar detaylı inceleme arzusu duyar. Hatta dokunmak, onlarla konuşmak ister. Üzerinde latinceleri yazan ağaçların isimlerini tek tek okumaya başlar: 

 

Baobab,bois dentelle, Tahina spectabilis, Medusagyne oppositifolia, Erythrina schliebenii...

"Ateşin kendi gölgesi olmaması gibi ağaçlar da iz bırakmadan dünyaya veda mı edecektır?"

İllüstrasyon: Tolkien, "The Trolls" 

Noblewoman by Jacques-Antony Chovin_edited.png

13. Element


Her mekan değiştirdiğinde, mekanla birlikte duygudan duyguya geçen ziyaretçi iklim değişikliğinin olası olumsuz sonuçlarını kendi içinde, en derininde hissetmeye başlamıştır. Dünyanın doğal olmayan afetlere maruz kalmasına sebebiyet veren insan dünyaya uğursuzluk mu getirmiştir? Ziyaretçi ağaçların yanından ayrılarak bir sonraki odaya geçer. Bu sefer odanın içerisinde hiçbirşey yoktur, oda ziyaretçilerin bedenleriyle dolmaya başlar, hacim kazanır. Sontrasında odanın duvarlarının aynalarla kaplı olduğunu görür ve yüzünü her bir köşede görmeye başlar. Bu aynalardan bazıları kırılmış ve ayna kırıkları zemine dökülmüştür. Ziyaretçi kırılan aynanın uğursuzluk getirdiğine inanır ve bir anda irkilir. Çünkü burada uğursuz olan şey ayna mıdır yoksa kendisi midir? Aynalarda yüzüne bakar, gözleriyle tüm bedenini incelerken kendince düşüncelere dalar. Aynaların odaya kazandırdığı derinlik, düşünceleriyle birlikte daha da derinleşir. Başından beri gördüğü her mekan, dünyanın yaşamakta olduğu iklim krizinin olası bir gelecek senaryosu olabileceğini düşünür. Odanın içini dolduran diğer ziyaretçilerin de aynalarda kendileri ile yüzleşme anlarını izler. Aynada kendine son bir kez bakar ve artık buradan çıkmak için hazırdır.

"Dünyanın doğal olmayan afetlere maruz kalmasına sebebiyet veren insan dünyaya uğursuzluk mu getirmiştir? ?"

İllüstrasyon: Jacques-Antony Chovin